F3do
Lütfen Üye Olunuz...!!!

Join the forum, it's quick and easy

F3do
Lütfen Üye Olunuz...!!!
F3do
Would you like to react to this message? Create an account in a few clicks or log in to continue.

Küçük Ağa-tarik Buğra

Aşağa gitmek

Sabit Küçük Ağa-tarik Buğra

Mesaj tarafından sezginsen Perş. Nis. 23, 2009 7:13 am

TÜRK DİLİ KOMPOZİSYON-1 DERSİ




KİTABIN ADI : KÜÇÜK AĞA
KİTABIN YAZARI : TARIK BUĞRA
YAYIN EVİ : ATLAS YAYIN EVİ
BASIM YILI : 1988




1. KİTABIN KONUSU : Birinci
Dünya Savaşı ile birlikte Osmanlı Devleti eski gücünü,heybetini
kaybetmeye başlamış,isyanlar ve işgallerle zayıf duruma
düşmüştür.Kitapta , bir Anadolu kasabası olan Akşehir'den yola
çıkılarak ,kurtuluş mücadelesinin bir bölümü anlatılmaktadır.Olaylar
Akşehir’in bir kasabasında başla ve gelişir.


2. KİTABIN ÖZETİ :
Mondros Mütarekesi ile Birinci Dünya Savaşı biter. Türk milletinin eli
kolu bağlanır. Devletin merkezi İstanbul başta olmak üzere, Türk vatanı
bölge bölge yabancı devlet askerleri tarafından işgal edilir. Ülkeyi
yöneten insanlar, bir çıkış çaresi bulamaz. Millet; tedirgin, karamsar
ve ümitsizdir. Birinci Dünya Savaşı’nda çeşitli cephelerde vuruşmuş
gâziler, birer birer ana evine dönerler.
1919 yılının Akşehir’i Anadolu’dan bir kesittir. Anadolu’nun diğer köy
ve kasabalarında olduğu gibi Akşehir’de de bir beklenti vardır. Her ev;
cepheden dönecek evladını, kocasını, babasını, kardeşini, yeğenini,
nişanlısını bekler. Akşehir, savaşı kaybetmenin derin sessizliğini
yaşar. Bu sessizliği bozan Gâvur mahallesindeki Yorgo’nun, Minas’ın
meyhanelerinden gelen sevinç naralarıyla karışan müzik sesleridir.
Büyük savaştan sonra Akşehir’e ilk gelenlerden biri de Salih’tir.
Salih, Arabistan çöllerinde sağ kolunu kaybeder. Ayrıca, yüzünün sağ
tarafı da, savaşta aldığı şarapnellerle yok gibidir. O, üzgündür.
Keşke, Akşehir’e bu şekilde gelmeseydim, diye düşünür. Çolak Salih’i
ilk karşılayanlar biri çocukluk arkadaşı Niko’dur. Ama, Niko, eski Niko
değildir. Eskiden, Niko gibi Rum ve Ermeniler, “Osmanlı” olmaktan gurur duyardı. Şimdilerde ise o, “Rum”
olmanın gurur ve heyecanı içindedir. Niko’nun Salih’i karşılamasındaki
amacı, ondan üstün olduğunu belgelemektir. Çünkü, yıllar öncesinde
Salih, hep Niko’ dan üstün olmuştu. Şimdi, ise Niko, Salih’ten
üstünlüğünü gösterecek, böylece ondan intikamını alacaktır.
Niko,
Salih’e yeni elbise, yeni ayakkabı alır. Onu, babasının meyhanesine
götürür; beraberce içerler, eğlenirler. Bu eğlenceler sonraki günlerde
de devam eder. Salih, bu durumdan çok memnun değildir; içinde
bilemediği bir sıkıntı vardır. Çözmeye çalışır, ama gücü yetmez. Bu
hâlini gören Türk arkadaşları, komşuları ise ondan nefret eder. Hatta,
annesi bile Salih’e tahammül edemez; o da eski Salih’ini arar.
Akşehir’e İstanbullu Hoca (Mehmet Reşit Efendi) lâkabıyla biri gelir.
İstanbul Hükûmeti tarafından gönderilen bu kişi, camide Kuvayı Millîye
aleyhinde vaazlar verir. İstanbullu Hoca; bilgili, bilinçli, dürüst,
cesur ve samimî biridir. Yalnız, İstanbul’da dönen dolapları, İstanbul
Hükûmeti’nin İtilaf Devletleri ile olan ilişkisini yanlış
değerlendirir. O, doğruduna doğruya Padişah ve Halife’ye olan samimî
sevgi ve saygısından dolayı Kuvayı Millîye’yi bir nifak çetesi olarak
görür. Hitabeti güçlü ve mantıklı konuşması ile Akşehirlileri
çevresinde toplar. Pek çok Akşehirli, onun açıklamaları doğrultusunda
Kuvayı Millîye’yi kötü görür. Sonunda da, Kuvayı Millîye tarafından
hakkında “vur emri” çıkarılır.
Salih; bir gün sessizce gittiği Rum meyhanesinde Rumların toplantı
yaptığını görür, onların konuşmalarını dinler. Papazın başkanlığında
toplanan Rumlar, Anadolu’da kurulmasını istedikleri Rum Pontus
Devleti’yle ilgili senaryolar çizer. Konuşmaların en ateşli taraftarı
da Niko’dur. Salih, beyninden vurulmuş gibidir. Ne yaptığını, ne
yapacağını bilemez. Kendinden utanır. Sonunda karar verir. Tek koluyla
da olsa o da bir Kuvayı Millîyeci olacak ve diğer düşmanlarla olduğu
gibi Niko gibileriyle de savaşacaktır. Silâh talimleri yapar. Usta bir
atıcı olur ve Kuvayı Milliyeciler’in arasına katılır.
Öbür taraftan İstanbullu Hoca, Emine adlı güzel bir kızla evlenir. Fakat, Kuvayı Millîye’nin hakkında çıkardığı “vur emri” nden
haberi olduğu için hamile karısını bırakarak Çakırsaraylı’nın çetesine
katılır. Sakalını keser ve onlardan biri olur. O, artık “Küçük Ağa”dır.
Onun İstanbullu Hoca olduğunu bilen çok azdır. Bunlardan biri de
Salih’tir. Salih, Küçük Ağa’yı samimiyetinden ve dürüstlüğünden dolayı
çok sever, onun yanından ayrılmak istemez. Sonunda Küçük Ağa; Salih’in
de yardımıyla Çakırsaraylı’dan ayrılır ve tek başına bir çete kurar.
Artık o da, Kuvayı Millîye’nin amaç ve ilkelerini benimsemiş, ateşli
bir Kuvayı Millîyeci’dir.
Pek çok kimsenin İstanbul’a kaçtığını düşündüğü İstanbullu Hoca, Küçük Ağa
adıyla Çerkez Ethem’in Kuvvetleri’ne katılır. O sıralar, Çerkez Ethem
ve kardeşleri birer Milllî Mücadeleci’dir. Sonraları ise, Batı Cephesi
Komutanlığı ile araları açılan Çerkez Ethem ve taraftarları, ayrı bir
yol çizer. Bu durumda Küçük Ağa, Ankara’ya bağlılığını devam ettirir;
gizlice tuzaklar kurar, Çerkez Ethem ve Tevfik Bey’in düzenli orduları
çökertme ve Millî Mücadele aleyhindeki plânlarını bozar.
Küçük
Ağa, yanında bulunan Salih’i Akşehir’e gönderir. İki amacı vardır.
Birincisi, Çerkez Ethem ve arkadaşlarının faaliyetlerini Kuvayı
Millîyeciler’den Haydar Bey’e bildirmek; ikincisi ise Akşehir’de
bıraktığı karısı Emine ve doğması beklenen çocuğundan haber almaktır.
Romanın ikinci bölümü “Küçük Ağa Ankara’da”, Çolak Salih’in Akşehir’e gelmesiyle başlar.
Akşehir’in Millî Mücadele taraftarı önemli şahsiyetlerinden biri olan
Ali Emmi, hastadır. Bir zamanlar Millî Mücadele’ye karşı kayıtsızlığı
nedeniyle hor gördüğü, küçümsediği, hatta tiksindiği Salih, onu evinde
ziyaret eder. Ama, şimdi, Çolak Salih’i sevgi ve saygı ile karşılar.
Ali Emmi’yi ziyarete gelen Ağır Ceza Reisi ve Küçük Hacı’nın bir arada
bulunduğu an, Çolak Salih; İstanbullu Hoca’nın akıbetinden bahseder.
Onun Küçük Ağa adıyla fedakâr bir Kuvayı Millîyeci olduğunu söyler.
Öbür taraftan Salih; Küçük Ağa’nın karısı Emine’nin, kocasını yıllarca
beklediğini, Mehmet adında bir oğlunun olduğunu, İstanbul’lu Hoca’nın “öldü”
haberinden sonra da kasabalılar tarafından çarıkçılık yapan Hasan adlı
yaşlı bir adamla nikâhlandırıldığını öğrenir. Salih; bu bilgileri
aldıktan sonra Akşehir’i terk eder. Onun gitmesinden kısa bir süre
sonra da Ali Emmi, ölür.
Küçük Ağa; Batı Cephesi Komutanlığı ile
arası açılan Çerkez Ethem ve kardeşi Tevfik Bey’in kuvvetlerinin Ankara
için tehlikeli olduğunu görür. Bu nedenle çeşitli savaş hileleri ile
Çerkez Ethem’in kuvvetlerini böler, taraftarları arasında anlaşmazlık
çıkarır. Bir kısım kuvvetlerin, Batı Cephesi Komutanlığı’na katılmasını
sağlar. Daha sonra da kendine bağlı kuvvetleriyle önce Alayunt’a, sonra
da Ankara’ya gider. Küçük Ağa, Ankara’da Dr. Haydar Bey’ in aracılığı
ile Mehmet Âkif Ersoy ve Hasan Basri Bey’le tanışır. Millî Mücadele
taraftarı faaliyetlere girmiş olmanın derin mutluluğunu ve vicdanî
rahatlığını duyar.
Günler geçmesine rağmen Çolak Salih’ten bir haber alamayan Küçük Ağa,
sonunda karar verir ve Akşehir’e gider. Orada, karısı Emine’nin
evlendirildiğini duyar. İçindeki babalık duygusu ile gizlice oğlu
Mehmet’le tanışır. Babası olduğunu bilmeyen Mehmet, Küçük Ağa’yı çok
sever.
Kocasından ayrı kalmanın hasreti ve sıkıntılı yılların yorgunluğu ile
hastalanan Emine daha fazla mücadele edemez ve ölür. Emine’nin öldüğü
gün, Küçük Ağa da Ankara’ya yolcudur. Yeni bir devir başlar. Bu
devirde, Küçük Ağa; olumlu ve olumsuz birçok olaya şahit olacak, saadet
ve hüznü bir arada yaşayacaktır.

3. KİTABIN ANA FİKRİ : Vatan ve millet sevgisi , bağımsızlık duygusu.Yakın
Türk tarihinde yaşanmış Millî Mücadele, milletin topyekün bir
mücadelesidir. Anadolu’da bir taraftan fedakâr, azimli ve ümitli
insanların meşru müdafaa faaliyetleri; öbür taraftan istilâcı, sinsi,
menfaatperest ve emperyalist milletlerin saldırıları, birlikte arzı
endam eder. Meşru müdafaa hakkına dayanarak mücadelesini başlatan Türk
milleti, sonunda düşmanlarını yenmeyi başarır. Zafer elde edilir.
Fakat, zaferden sonra yapılacak işler daha bitmez. Yeni bir dönem
başlar. Küçük Ağa da bu dönem içindeki yerini almak üzere Ankara’ya
gider.


4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ :
Küçük Ağa(İstanbullu Hoca):Kurtuluş mücadelesine büyük hizmetler vermiş binlerce kişiden biri.

Salih:Birinci Dünya Savaşında sağ kolunu kaybetmiş ve hayatının anlamını Kurtuluş Mücadelesi ile tekrar kazanan biri.

Çerkez Ethem:Başlarda
vatan ve millet için yeri tutulmaz hizmetler vermiş , cephede büyük
başarılar göstermiş, fakat düzenli orduya geçme kararı alındığında
tamamen zıt fikirleri benimsemiş ve zararlı olmuş bir çete reisi.


Doktor Haydar Bey:Dünya Savaşında Yüzbaşı rütbesiyle görev yapmış ve milli mücadele yıllarında Kuvayı Milliye’ye büyük hizmetler vermiş bir asker.

Ali Emmi:Kurtuluşu Kuvayı Milliye’de gören ve çok büyük fedakarlıklarda bulunan yaşlı bir vatandaş.


5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Türk
Toplumunun verdiği en büyük milli mücadele örneği olan bağımsızlık ve
Kurtuluş Savaşı en gerçekçi biçimiyle bize ufacık bir parçasıyla
yansıtılmıştır.Dönemin zorlukları , şartları ve kişilerin
fedakarlıkları abartısız biçimde anlatılmıştır.Zafere olan inanç ve
halkın dayanışması en çarpıcı biçimiyle yansıtılmış ve kitapta adı
geçen kişiler , binlerce benzerleri gibi verdikleri üstün mücadelelerle
gelecek günleri hazırlamışlardır.




6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ :
2
Eylül 1918 tarihinde Akşehir'de doğdu. İlk ve ortaokulu Akşehir'de
okudu. İstanbul Lisesi'nin yatılı kısmında okurken bu lisenin yatılı
kısmının kapatılması üzerine kaydını Konya Lisesi'ne aldırdı ve liseyi
burada bitirdi. (1936). ). Lise yıllarında Tarık Nazım müstear ismiyle
hikaye ve şiirler yazmaya başlayan Tarık Buğra, İstanbul Üniversitesi
Tıp ve Hukuk fakültelerinde bir süre okuduktan sonra kaydolduğu
Edebiyat Fakültesi Türk Dili Edebiyatı Bölümünün son sınıfında ayrıldı.
Askerlik hizmetinden sonra Şişli Terakki Lisesi'nde muallim muavini
olarak işe başladı.

Aldığı yoğun iş
teklifleriyle basın hayatına atılma konusunda cesareti artan Tarık
Buğra, Akşehir'e dönerek Nasrettin Hoca Gazetesi'ni çıkardı (26 Temmuz
1949-28 Haziran 1952). Milliyet gazetesi, Vatan, Yeni İstanbul gazetesi
(1952- 1956), Yol Dergisi (1968) ve Tercüman gazetesinde (1970-1976)
sanat sayfaları düzenledi, fıkralar yazdı, yazı işleri müdürlüğü yaptı.
Hisar dergisi ve Türkiye gazetesinde de yazan Tarık Buğra, 26 Şubat
1994 tarihinde İstanbul'da öldü.


ESERLERİ:
Bu
Çağın Adı, Dönemeçte, Osmancık, Gençliğim Eyvah, Küçük Ağa, İbiş'in
Dünyası, Firavun İmanı, Yarın Diye Bir şey Yoktur, Siyah Kehribar,
Politika Dışı, Yağmur Beklerken, Yalnızlar




HAZIRLAYANIN
ADI SOYADI : ÖZGÜR ERDUGAN
APOLET NUMARASI : 1105
KISMI : 3
TARİH : 15.05.2002
sezginsen
sezginsen
Fanatik
Fanatik

Erkek
Mesaj Sayısı : 312
Rep : 456
Kayıt tarihi : 31/10/08

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Sayfa başına dön


 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz